“Bir dut ağacı vardı bahçemde
Sade köklü değil hem de bilge
Bir dut ağacı vardı bahçemde
Sade yaşlı değil hem de bilge
Kestim onu kötü bir günümde
Ne rüzgar kaldı ne de gölge
Dut ağacım suç ağacım
Dut ağacım sensin benim darağacım..”
Bir dut ağacı vardı bahçemde..
İlk sırlarımı o tuttu içinde gizlice.
Bilmediğim derinlerde..
Bir dut ağacı vardı bahçemde,
O şimdi çok özlediğim geçmiş düşlerde..
Hani söyleseydiniz bundan birkaç yıl evvel, güler geçerdim.. “Dut ağacına da şiir mi yazılırmış? Hele ki ben? Hadi canım sizde!” derdim. Ama bugün içimden geldi, ona yazdım, onu özledim..
Bir dut ağacı gölgesinde geçti çocukluğum. Kışları çıplak dallarına tırmanır, “burada daha çok güneş var, ben burada oturucam” derdim anneme.
Baharda salıncak kurulur en güçlü dalına, düşe kalka şen kahkahalar atardık bizim cadı kızlar çetesiyle.. Parayla değil ya, sırayla sallanırdık dört afacan kız. En büyüğümüz teyzemdi –benden 9 ay büyük- en küçüğümüzse kuzindi hadi hadi 3 yaş küçük.. Bir de orta karar kız kardeşim vardı sırada.. Herkes severdi sallanmayı ama bi başkasını sallamak… o kadar da keyifli değildi hani. Ben alırdım o görevi. Saflığımdan sananlar olurdu zaman zaman. Ama bilmezlerdi ki ben hızlı sallayıp kızları korkutup, sıranın bana hemen gelmesi için yapardım bunu. Öyle de olurdu. Ya korkarlardı sıra bana gelirdi hemen, ya da hazin son, yerdeki taşların üzerine düşer, bir köşede ağlamaya koyulurlardı. O zaman hain planının başarısına sevinen bu küçük bünye keyifle bulutlara doğru yolculuğa çıkardı.
Yaz gelince en koyu gölgesine kilimler atar, o günkü keyfimize göre “evcilik” “okulculuk” oynardık. “okulculuk” da neymiş öyle? … Oyun arkadaşım, sevgili teyzeciğim ilkokula başlayıp 1.sınıfı bitirdiği yaz keşfetmiştik bu oyunu. O öğretmen olurdu, biz diğerleri öğrenci.. Oyun falan derken bana okula başlamadan okumayı yazmayı öğretti daha 7 yaşındaki öğretmenim. Tuhafı o şimdi bir öğretmen..
Bazen “evcilik” oynardık, herkesin rolü hazırdı. Ben restoran sahibi olur, çeşit çeşit yemek yapardım. Topraktan, ottan çöpten yemekler.. Spesiyalim dut yapraklarından yaptığım sarma olurdu. Tatlıysa gerçek bir lezzet şöleni; aklı karalı dut tabağı.. Her defasında üzerimizi leke yapar, akşama bir dolu azar işitirdik.
Bazen oyundan sıkılırdık, piknik yapardık dut ağacı gölgesinde.. Karnımız doyunca da güzel bir uykuya dalardık. Ağustos böcekleri ninniler söyler, çekirgeler etrafımızda dört dönerdi.
Bir dut ağacı gölgesinde geçti çocukluğum. Dalda kalan bir kediyi kurtarmak için tırmandığım dut ağacından düşüp,
yüksekten korkar oldum..
Bir dut ağacı altında yazdım ilk yazımı. Tamam tema Yeşilay Haftası, konu alkol olmuş olabilir ama sonuçta ben orada yazdım. Orada yazdığım tek bir cümle bana il birinciliği ödülü getirdi.
Şimdi düşünüyorum da, dört afacan kız dut ağacı altında yazıp oynamışız bugünkü rollerimizi.. Öğretmen teyze, doktor olamasa da ATT kardeş, her daim süslü, sevimli kuzen.. Bir de keyif aldığı için mutfaktan çıkmayan ben..
Bir başka geçti o dut ağacı altında benim çocukluğum.. ah ne güzeldi o dut ağacı.. ah ne güzel ağaçtı o.. “Sade köklü değil hem de bilge..” Bir dut ağacı vardı bahçemde… Şimdi öyle güzel bir yerde, en temiz düşlerimde…
Sade köklü değil hem de bilge
Bir dut ağacı vardı bahçemde
Sade yaşlı değil hem de bilge
Kestim onu kötü bir günümde
Ne rüzgar kaldı ne de gölge
Dut ağacım suç ağacım
Dut ağacım sensin benim darağacım..”
Bir dut ağacı vardı bahçemde..
İlk sırlarımı o tuttu içinde gizlice.
Bilmediğim derinlerde..
Bir dut ağacı vardı bahçemde,
O şimdi çok özlediğim geçmiş düşlerde..
Hani söyleseydiniz bundan birkaç yıl evvel, güler geçerdim.. “Dut ağacına da şiir mi yazılırmış? Hele ki ben? Hadi canım sizde!” derdim. Ama bugün içimden geldi, ona yazdım, onu özledim..
Bir dut ağacı gölgesinde geçti çocukluğum. Kışları çıplak dallarına tırmanır, “burada daha çok güneş var, ben burada oturucam” derdim anneme.
Baharda salıncak kurulur en güçlü dalına, düşe kalka şen kahkahalar atardık bizim cadı kızlar çetesiyle.. Parayla değil ya, sırayla sallanırdık dört afacan kız. En büyüğümüz teyzemdi –benden 9 ay büyük- en küçüğümüzse kuzindi hadi hadi 3 yaş küçük.. Bir de orta karar kız kardeşim vardı sırada.. Herkes severdi sallanmayı ama bi başkasını sallamak… o kadar da keyifli değildi hani. Ben alırdım o görevi. Saflığımdan sananlar olurdu zaman zaman. Ama bilmezlerdi ki ben hızlı sallayıp kızları korkutup, sıranın bana hemen gelmesi için yapardım bunu. Öyle de olurdu. Ya korkarlardı sıra bana gelirdi hemen, ya da hazin son, yerdeki taşların üzerine düşer, bir köşede ağlamaya koyulurlardı. O zaman hain planının başarısına sevinen bu küçük bünye keyifle bulutlara doğru yolculuğa çıkardı.
Yaz gelince en koyu gölgesine kilimler atar, o günkü keyfimize göre “evcilik” “okulculuk” oynardık. “okulculuk” da neymiş öyle? … Oyun arkadaşım, sevgili teyzeciğim ilkokula başlayıp 1.sınıfı bitirdiği yaz keşfetmiştik bu oyunu. O öğretmen olurdu, biz diğerleri öğrenci.. Oyun falan derken bana okula başlamadan okumayı yazmayı öğretti daha 7 yaşındaki öğretmenim. Tuhafı o şimdi bir öğretmen..
Bazen “evcilik” oynardık, herkesin rolü hazırdı. Ben restoran sahibi olur, çeşit çeşit yemek yapardım. Topraktan, ottan çöpten yemekler.. Spesiyalim dut yapraklarından yaptığım sarma olurdu. Tatlıysa gerçek bir lezzet şöleni; aklı karalı dut tabağı.. Her defasında üzerimizi leke yapar, akşama bir dolu azar işitirdik.
Bazen oyundan sıkılırdık, piknik yapardık dut ağacı gölgesinde.. Karnımız doyunca da güzel bir uykuya dalardık. Ağustos böcekleri ninniler söyler, çekirgeler etrafımızda dört dönerdi.
Bir dut ağacı gölgesinde geçti çocukluğum. Dalda kalan bir kediyi kurtarmak için tırmandığım dut ağacından düşüp,
Bir dut ağacı altında yazdım ilk yazımı. Tamam tema Yeşilay Haftası, konu alkol olmuş olabilir ama sonuçta ben orada yazdım. Orada yazdığım tek bir cümle bana il birinciliği ödülü getirdi.
Şimdi düşünüyorum da, dört afacan kız dut ağacı altında yazıp oynamışız bugünkü rollerimizi.. Öğretmen teyze, doktor olamasa da ATT kardeş, her daim süslü, sevimli kuzen.. Bir de keyif aldığı için mutfaktan çıkmayan ben..
Bir başka geçti o dut ağacı altında benim çocukluğum.. ah ne güzeldi o dut ağacı.. ah ne güzel ağaçtı o.. “Sade köklü değil hem de bilge..” Bir dut ağacı vardı bahçemde… Şimdi öyle güzel bir yerde, en temiz düşlerimde…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder