Ruhum her daraldığında böyle oluyorum.. İçimde tuhaf bi huzursuzluk, olduğum yere yabancılaşma, gitme, uzaklaşma isteği.. ve aklımda milyonlarca tilki.. Yine huzursuzluk elbisemi giydim bu sabah. Evden çıkmak istemiyorum, ama duvarlar üzerime üzerime geliyor. Sadece müzik dinlemek istiyorum, ama şarkılar kafa yapıyor, ağırlaştırıyor, yoruyor.. Yalnızlığımı seviyorum -kalabalıklara rağmen-, ama kendimle karşı karşıya bir satranca oturunca da korkuyorum; kendime karşı kaybetmekten. Etrafta dolanıp duran eş, dost, akraba, arkadaş anlayamıyor, göremiyor bunu (insanoğlu olarak görebildiklerimiz kendi eksenimiz dahilinde ne de olsa). Hep bir beklenti kostümü üzerlerimizde.. Biri "Gel!" diyor, öteki "Yap!", bir başkası "Sus!" diyor, ardından geliyor bambaşka bir ses "Konuş!".. Yaa!! Bi saniye!! Sessizlik lütfen sevgili ailem, arkadaşlarım, eşlerim, dostlarım!!! Ben yoruldum bu kurgudan! Susadım, acıktım, uykum geldi, belki de ayakkabım ayağımı vurdu! Bir durun, bir kez de siz dinleyin.
Bir dakika.. Önce şuraya bir oturayım. Bir nefes alayım.. Ben gidiyorum dostlar. Bir süreliğine hepinizden kaçıyorum. "Gel!" demeyin; gelmiyorum. "Yap!" demeyin; yapmıyorum. Canım istediğinde konuşuyor, istemeyince susuyorum.
Ben gidiyorum dostlar.. Anılarımın en haylaz çocukluğuna gidiyorum.

Bir kadının kokusu bambaşka dizine yatmaya gidiyorum.
Bir kadının kokusu bambaşka dizine yatmaya gidiyorum.
Şefkatli ellerini en haylaz zamanlarımdaki gibi saçlarımda gezdirmesine gidiyorum.
Haylazlık yapmaya, üzerine azar işitmeye gidiyorum.
Küçükken tepesine çıkıp, ama bir türlü geri inmeyi beceremediğim zerdali ağacıma gidiyorum.
Teras merdiveninin trabzanlarından kaymaya gidiyorum.
Taş fırından yeni çıkmış sıcak ekmeği almaya gidiyorum.
Dere'de suyla oynamaya, kurbağa yakalamaya gidiyorum.
Arılar soksun beni! Sızımı dindirmek için soğuk çamura ellerimi sokmaya gidiyorum.
Ben gidiyorum dostlar..
Bana "Gel!" demeyin, gelmiyorum. Ben sadece gitmeyi seviyorum..