16 Şubat 2011 Çarşamba

Amélie Poulain ve İncir Reçeli..










Hikaye Montmartre’da geçer. Doktor olan babası Raphael’in kendisiyle sadece aylık rutin sağlık kontrollerinde birebir temasta bulunması sebebiyle heyecandan kalbi her defasında küt küt atan küçük Amelie, bu heyecanı bir kalp hastalığı sanan babası yüzünden ne okula gidebilir, ne de bir arkadaş edinebilir. Öğretmen annesi Amandine onu evde eğitmektedir. Bir gün kilise çıkışında, intihar eden bir genç kadının üzerine düşmesiyle Amandine hayatını kaybeder ve Amelie’yi kalan yaşamında yalnız bırakır.. Tabi cüce heykel saplantılı babasını saymazsak…

Amelie yıllar sonra hayatını değiştirecek dönüm noktasına gelecektir elbette. Bir akşam bir parfüm şişesi kapağını elinden düşürecek ve o kapak gidip gizli bir hazinenin kapısını açacaktır. Duvarın içine yıllar önce küçük bir çocuk tarafından koyulmuş olan kutu.. İçinde eski fotoğraflar, minik oyuncaklar… Amelie o kutunun sahibine yıllar sonra kavuşmasını hayal eder ve tabiki sonunda onu bulmaya karar verir. Onu –Dominique Bretodeau- bulana kadar hiç tanımadığı komşularıyla tanışır, konuşur, yeni bir çok insanla görüşmeye başlar. Sonunda küçük Dominique hazinesine kavuşur. Buluşmayı gizlice uzaktan izleyen Amelie artık kendisine yeni bir dünya yaratmıştır. İnsanların hayatlarına gizlice girecek, onları mutlu edecek bir şeyler yapacak ve sonunda o keyfi uzaktan izleyecektir. Başta babası olmak üzere birçok kişinin hayatına minik sürprizler katmaya başlar; iş arkadaşları Georgette ve Gina, Gina’nın psikopat eski sevgilisi, manavın çırağı Lucien, ressam “cam adam” ve diğerleri… Bir gün, photomatonlarda, beğenilmeyip atılan fotoğraf parçalarını toplayan Nino’yla karşılaşır. Bu tuhaf adamda kendisininki gibi garip bir yalnızlık vardır. Bir şekilde kendi hayatı için de bir şeyler yapmaya cesaret bulan Amelie Nino’yla kendisine şans verir. Hikaye de burada, küçük bir scooter motorun üzerinde mutlulukla biter.

Amelie’nin küçük kutuyu bulduğunda hayatının değişmesi gibi, bu filmi izledikten sonra benim de hayatımın dönüm noktası olduğunu düşündüm. Mutlu olmak için uğraşırken ne çok insanı ezmiş, kırmış, kızdırmıştım. Mutlu oldum diyebilir miyim sonucunda? Aslında göze görünür mutluluklarım bir elin parmak sayısını geçmeyecek kadar azdı. Tuhaf bir iç hesaplaşma yaparken ben, o parfüm şişesi kapağı gibi bu film geldi ve bana çarptı. O gün etrafımdakileri mutlu edecek ayrıntıları konuşma aralarından, sıradan sohbetlerden çekip almaya başladım. Yavaş yavaş kaydetmeye başladım hafızamın bir kuytusuna. Günler geçiyordu ve hafızam beni utandırmadı hiç. Beklenmedik zamanlarda beklenmedik sürprizler yaptım insanlara. Onlar şaşırdılar, ben gülümsedim..mutlu oldular, mutlu oldum.. Eski bir okul arkadaşıma mesela yıllar sonra incirli kurabiye uzatıp, “sen 11 yıl önce bunu çok severdin” dedim. Onunla ilgili böyle bir detayı hatırlamam şaşırtmıştı onu. Sonra bir başka arkadaşıma kime ait olduğunu anlayamayacağı bir e-posta adresinden 7 yaş fotoğrafını gönderdim. Eminim mutlu olduğuna. Ve bunlara benzer birçok örnek dahası.. Amelie hayatlarını değiştiriyordu insanların, ben bunu yapamadım belki ama mutluluklarını gördüm gözlerinde.

Amelie’nin eski başarısız aşkları gibi benim de oldu birkaç kırgınlığım. Derken Nino’yu buldum ben de.. Sadece onun mutlu olduğunu gördüğümde mutlu olduğumu görmesine izin verdim. “Senin yaptıklarını yapabilecek çok kişi varken, bunları yapmayı sen tercih ettin. Bu önemsemekle ilgili sanırım..” dedi. Bilmem.. belki de.. Şimdi onun masasında yazıyorum bunları. Tv açık. Bir film fragmanı dönüyor.. Çok ilginç.. İncir Reçeli filmin adı. Bu hafta gösterime giriyormuş. Şiddetle izleme isteği duyuyorum. Bilmem, belki de elinde gitar, kendisiyle savaşan bir adam gibi gözüme görünen başrol oyuncusunda tanıdık bir parça bulmuşumdur.. Tuhaf.. Bu yazının amacı bu değildi.. Yazmak istediğim çok farklı bir şeydi. Ama buraya geldi. Belki de parfüm şişesi kapağı gibi, benim de kelimelerimin buraya yuvarlanması gerekiyordu.. O zaman kadere teslimiyeti söz konusu edeyim yine. Ve kelimelerim sussun bugün de.. Kalanları da başka bir gün yazarım belki.. Bir başka küçük sürpriz bana çarpıp, yapılacak yeni sürprizler peşine düştüğümde...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder