5 Nisan 2011 Salı

Bugün Öylesine Kendi Kendime İzin Verdim; Kaf Dağının Ardına Gidip Geldim


Evet, evet, evet!!! Bugün, günlük güneşlik bugün, bütün öğleden sonramı yaşamak için izinli saydım. Her gördüğüm iki ayaklı canlıya “Bonjour Madame/Monsieur” demeden geçireceğim, hatta tek bir Fransızca kelime sarf etmeyeceğim, pırıl pırıl bir öğleden sonra..



Ofiste işim biter bitmez hemen odama koşup çantamı doldurdum. Çantamın müdavimleri hemen yerlerini aldı zaten.. Dizüstü sırdaşım, dünyayla bağlantım saydığım telefonum, bir şişe su, bir kırmızı elma ve tabiki beni hiç yalnız bırakmayan fotoğraf makinem.. Kulağımda da “Masalcının On Beş Yılı” albümü.. Değmeyin keyfime.. Hadi biraz yürüyelim dedim çantamdaki arkadaşlarıma. Başladık yürümeye.. Bir tarafım çam ormanı, diğer yanım portakal bahçesi. Mis gibi portakal çiçeği kokuları ve müzik başka dünyalara uçuruyor beni. Yol kenarı gelincikler ve ismini bilmediğim bambaşka çiçeklerle dolmuş. Birkaç gelincik kesesi kopardım. Onları açıp, içinden bir hazine gibi çıkan kırmızı taç yapraklardan prenses yapmaya bayılırım daha 5 yaşımdan beri.. Biraz fotoğraf çektim, biraz iç çektim.. Nikon D90’ıma kavuşmama az zaman kaldı dedim, buna keyiflendim.. Etrafında ağaçlarla çiçeklerin rüzgara uyup dansettiği, kelebeklerin arıların yarıştığı yolum bitti kısa bir sürede. Son yokuşu da çıkıp ana yola ulaştım. Müzik, meltem, güneş.. Nasıl da dinlendirici, huzur verici..





Otobüsü beklerken kırmızı elmacık da yok oldu birden :)) Yol boyu Akdeniz’in huzur mavisine daldım hayaller kurarken..




Bir saatlik hayal aleminden sonra uyandım şehir merkezinin karmaşasına. Kimin haklı kimin haksız olduğuna karar veremediğim sarmal bir mevzuya şahit oldum, takıldı aklım. “Hadi, buyur buradan yak” dedim kendime. “Daha merkeze adımını atar atamaz şehirli polemiklerine takıldın yine”




Yorucu bir şehiriçi trafiğinden sonra nihayet eve ulaştım. Yol boyu balkonda kahve keyfinin hayalini kurmuştum ya, eve yürürken balkonumuzu ve önündeki badem ve limon ağacını çok sevdiğimi, hatta sık sık özlediğimi fark ettim. Eve girer girmez hızlı bir duş faslından sonra hemen balkonda köşeme kuruldum, mis gibi kahvem ve iki gün önce yaptığım şekerlemeli kurabiyelerimle birlikte. Hayat bu işte! Kahve kokusu, annemin balkondaki frezyalarının kokusu, bahçedeki limon ağacının çiçeklerinin kokusu, meltemle gelen hafif tuzlu bir deniz kokusu.. Meltemle uçuşup biraz üşüten ıslak saçlarım.. (Biliyorum hasta olacağım ama böylesi güzel, bu keyfe gerçekten değer.) Şimdi bu keyfe varmanın tam zamanı. Daha fazla yazacak değilim. Huzurluyum, keyifliyim.. Öyle işte, kendime, yaşamak için birkaç saat izin verdim..



Mor salkım ve renk renk frezya kokulu düşler hep benimle olsun.. :)



(Beni düşler alemine götürüp, "Kaf Dağının Ardında" hissettiren albümden bi parça da keyfimize ortak olsun. :*)



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder